Mevlâna SözleriGönle, hayata ve insana dair bir seçki.
Mevlâna Celâleddîn-i Rûmî’ye atfedilen sözleri; aşk, sabır, gönül, insanlık, adalet ve hayat gibi temalar altında sakin, okunabilir ve özenli bir arşivde keşfedin.
Editoryal not: İnternette Mevlâna’ya atfedilen her sözün özgün eserlerde birebir kaynağı tespit edilemeyebilir. Bu nedenle kaynak bilgisi kesin olmayan sözler sayfada “yaygın atıf” olarak sunulur.
“Her şey vaktini bekler. Ne gül vaktinden erken açar, ne güneş vaktinden erken doğar.”
Mevlâna sözlerinde ara
Mevlâna aşk sözleri, kısa Mevlâna sözleri, anlamlı sözler, sabır ve umut sözleri, gönül, insanlık, hayat, adalet, kibir, tamah ve hikmet temaları arasında kelimeyle arama yapın ya da kategorilerden birini seçin.
“Dediler ki: Gözden ırak olan gönülden de ırak olur. Dedim ki: Gönüle giren gözden ırak olsa ne olur?”
“Aşk; sandığın kadar değil, yandığın kadardır…”
“Ya al götür geri kalanımı… Ya da gel tamamla eksik yanımı.”
“Her kim aşk ile yanıp tutuşmamışsa o, uçamayan kanatsız kuş gibidir.”
“Üzülme! Çünkü yaradan umudu en çaresiz anlarda yollar. Unutma! Yağmurun en şiddetlisi en kara bulutlardan çıkar.”
“Aşkı her ne şekilde açıklarsam da anlatsam da onu tarifte dil, dilsiz kalır.”
“Sıkıntılar gecedir… Dinlen kederlenme sabah elbet olacaktır.”
“Kolun mu kırıldı? Üzülme, belki Allah sana kanat verecek.”
“Gönlüm dilime dargın, dilim gönlüme Gönlüm duygularını anlatamadığı için kızarken dilime;Dilim anlatamayacağı şeyleri düşündüğü için kızıyor gönlüme…”
“Kusur bulmak için bakma birine, bulmak için bakarsan bulursun, kusuru örtmeyi marifet edin kendine. İşte o zaman kusursuz olursun.”
“Seni seveni zehir olsa yut. Seni sevmeyeni bal olsa da unut.”
“Niye üzülüp ağlarsın can? Bırak sevmeyen gitsin. Dua et Rabbim seni terk etmesin. İşte o terk ederse, gerçekten bitersin!”
“Aşk, bir uçurumdan düşmek gibidir, bunun için sevgiliye ” YAR ” denir.”
“Mutluluğu senle bulan senindir, ötesi misafir.”
“Bize, gözün değil gönlün gördüğü ‘yürek’ gerek…”
“Her insan bir yağmur tanesi gibidir. Kimi çamura, kimi gül yaprağına düşer.”
“Üzülme Can! Doğruysan zarar gördüm deme. Bil ki iyiler mutlaka kazanır.”
“Hayat bir nefestir, aldığın kadar… Hayat bir kafestir, kaldığın kadar… Hayat bir hevestir, daldığın kadar…”
“Kimle gezdiğinize, kimle arkadaşlık ettiğinize dikkat edin. Çünkü Bülbül güle, karga çöplüğe götürür.”
“Ne zaman gökyüzüne bir nefes, bir dua gönderdin de ardınca ona benzer iyilik görmedin?”
“Köpeklerin kardeşliği, aralarına kemik atana kadardır.”
“Olmaz dediğin ne varsa hepsi olur. Düşmem dersin düşersin, şaşmam dersin şaşarsın. Öldüm der durur, yine de yaşarsın…”
“Kalp denizdir, dil de kıyı. Deniz de ne varsa kıyıya o vurur.”
“Ey can, aklını başına devşir. Ölümden korkup kaçarsın ya; doğrusu sen kendinden korkmaktasın.”
“Ey gönül ses etme! Bekle! Ya nasip de Rabbine bırak…”
“Sen uzattığın eli tutmayan ele mi dargınsın, yoksa onu tutmayacak birine uzattığın için kendine mi kızgınsın?”
“Toprak gibi sessiz olduğum an bil ki; Şimşek gibi gökte gürlüyor feryadım..!”
“Ne kadar zengin olsan, ancak yiyebileceğin kadar yersin. Denize testiyi daldırsan, alabileceği kadar su alır, gerisi kalır.”
“İnsanlar seni yanlış anladığında dert etme, duydukları senin sesin fakat aklından geçirdikleri kendi düşünceleridir.”
“Sütten çıkınca bütün kaşıklar aktır. Önemli olan, içinden çıktığın sütü ak bırakmaktır.”
“Ümitsizlikten sonra nice ümitler, karanlıkların sonunda nice güneşler var.”
“Suskunluğum asaletimdendir. Her lafa verecek cevabım var. Lakin bir lafa bakarım laf mı diye, Bir de söyleyene bakarım adam mı diye!”
“İyi ki geçiyorsun zaman… Ya acının derinime işlediği bir anda donsaydın…”
“Çalınan her kapı hemen açılsaydı, Ümidin, sabrın ve isteğin derecesi anlaşılmazdı..!”
“Aklın başına geldiğinde, pişman olacağın bir işi sakın yapma.”
“Bencillik, gözüne takılmış ayna gibidir. O gözler nereye bakarsa baksın kendinden başka birini göremez…”
“Bir insanın nasıl güldüğünden terbiyesini, neye güldüğünden akıl seviyesini anlarsın…”
“Geveze birine sır söylemek, kırık testiye su koymaya benzer.”
“Her şey vaktini bekler. Ne gül vaktinden erken açar. Ne güneş vaktinden erken doğar. Bekle senin olan sana gelecektir…”
“Yine gel, yine gel, her ne olursan ol yine gel. İster kafir, ateşe tapan, putperest ol yine gel. Bizim bu dergahımız ümitsizlik dergahı değildir. Yüz defa tövbeni bozmuş olsun da yine gel.”
“Bulutlar ağlamasa; yeşillikler nasıl güler…”
“Sabret ki her şey hissettiğin kadar derin ve sonsuz olsun. Sabret ki her şey gönlünce olsun.”
“Yarın yaparım deme! Bugün de dünün yarınıydı. Ne yapabildin?”
“Kula bela gelmez, hak yazmadıkça… Hak bela yazmaz, kul azmadıkça…”
“Küsmek ve darılmak için bahaneler aramak yerine, sevmek ve sevilmek için çareler arayın.”
“Ey oğul bağını kes kurtul, gümüşe, altına esaretin ne vakte kadardır?”
“Topraktan olan beden aşk ile yücelir.”
“Aşktan her kimin elbisesi parça parça olmadıysa o, kötülüklerden, hırstan kibirden temizlenmemiştir.”
“Senin gönül aynan sırrını ortaya çıkarmıyor. Çünkü o tozdan arınmış değil.”
“Gönül kirden ve süsten temizlenirse, Hak güneşinin nuru orada parıldar.”
“İnşallahı terk acze sebep olur. Güzel huyun namesi Allah’a şükürdür.”
“Ruh gibi hayal de gizlidir. Bu dünya da o hayallerden biridir.”
“Edepsizliğin kötülüğü yalnız kendisine değildir. Belki bütün dünyaya karışıklık, ateş verir.”
“Zekâtın verilmemesi yağmura mâni olur. Zinadan da etrafa veba yayılır.”
“Sabır acı olur ama nihayet onun meyvesinde şifa ve afiyet vardır.”
“Sabır sıkıntının anahtarıdır.”
“Gönül iniltisi aşkın şahididir.”
“Kalem her şeyi yazar ama aşka gelince başı döner.”
“Güzellere ait sırların sureta başkalarının sözünde gizlenmiş olması daha hoştur.”
“Tohum toprak altında gizlenince mesut, yeşermiş ve tertemiz olur.”
“İşle öğüt veren, sözle öğüt verenden iyidir.”
“Gündüz gibi ışıyıp durmak istiyorsan, geceye benzeyen nefsini yaka dur.”
“Sevgilinin sırrı gönülde gizli olursa bil ki muradın çabuk olur.”
“Hakiki vaatlerden kalbe sevinç gelir. Yalan vaatler ise insana üzüntü verir.”
“Aşk renge ve kokuya bağlı (Zahiri) olursa o aşk değildir, kişiye utançtır.”
“Duvarın gölgesi kendinden uzun olsa da neticede gölge aslına döner.”
“Hiddet ve şiddet insanı şaşı yapar işini doğruluktan uzaklaştırır.”
“Gafil uyanık iken uykudadır. Onda uyanıklık daha çok uykudur.”
“Akıl ve iktidar Hakk’a ulaşma yolu değildir. Kul için aciz ve zayıflık gerekir.”
“Bütün mahlukat, Hakkın kudreti karşısında iğne önündeki gergef gibi acizdir.”
“Gül mevsimi geçip gül bahçesi harap olunca, gülün kokusunu hiç olmazsa gül suyu verir.”
“Sureti mahvedip yok edersen vahdet hazinesini ele geçirdin demektir.”
“Sözlerim keskin kılıç gibi oldu. Eğer kalkanın yoksa karşıma gelme, kaç.”
“Surete mana ile güzellik ver. Zira surete mana kanat olur.”
“O nasıl mübarek bir gülüştür ki can kutusundan gönül cevherini gösterir.”
“Ümit varken yeis semtine gitme, karanlık geceden güneşe sığın.”
“Öküzün rengi dışından belli, insanın boyası ise içinde gizlidir.”
“Ölüm senden doğduğum zaman; korku senden ayrıldığım andı.”
“Hak için ağlayan göz, ne güzel göz; Hak için yanan gönül, ne güzel gönüldür.”
“Tevekkülden daha güzel kazanç yoktur. Zira teslimiyet gönüllerin sevgilisidir.”
“Ariflere ecel rüzgârı arzu bahçelerinden esen latif yel gibidir.”
“Bazen insana hilesi tuzak olur. Can zannettiği kan içici bir düşman kesilir.”
“İnsan dış görünüşüyle adam olsaydı, Ebu Cehil itibar kazanırdı.”
“Canı nur denizinde boğulana suretteki kusurlar hiçbir zarar vermez.”
“Sırrını birkaç kişiye dersen artık ona veda et. Zira iki dudağı aşan sır yayılır.”
“Çalışma yolunda ayağı kırılan, Burak üzerinde yükseklerde oturur.”
“Çarpık ayakkabı, çarpık ayağa uyar.”
“Neyin tesiri aşk ateşinden, şaraptaki hal aşk coşkunluğundandır.”
“Söz deri gibidir, mana da onun içindeki. Söz beden misali ve manası da bu tatlı candır.”
“Kalem rüzgârdan, kâğıt sudan olursa yazacağın her şey yok olmaya mahkûm olur.”
“Akıl gizlidir, alem aşikâr. Biz orada dalga veya ıslaklıktan ibaretiz.”
“Ayın güzelliği hepsinden daha fazla iken, o dahi ince ağrıya tutulup hilale döner.”
“Güneş azametle ateş renginde doğarken battığı vakit acizlikten yüzü sararır.”
“İpek böceği gibi kendi etrafını sarma. Bazen kendi hallerini ölç.”
“Ey başkasının yüzünde çirkin bir ben gören, yazık ki o ben senin yüzünden akseder.”
“Nefis cehennemdir. Cehennem ise ejderhadır. Ona deryalar dökülse sönmez.”
“Yaya doğru ok lazımdır. Eğri ok şüphesiz yol almaz. Ok gibi doğru ol da yay seni menzile ulaştırsın.”
“Kalp gözünü önce kıldan temizle, sonra idrak gözüyle köşkünü gör.”
“Kimin göğsünde kapı açılırsa o, zerreden güneşi görür.”
“Dostu görmeyen göz kör olsun daha iyi. Ebedi olmayan sevgili de uzak olsun.”
“Hal, cilveli gelin ise, makam da o gelinle yalnız kalmak olur.”
“Mum ve odun ateşe feda olunca karanlık varlıkları nurlandı.”
“Dünyada diken tohumunu eken kişi; kendine gel, onu gül bahçesinde arama sakın.”
“Eli görmeyen kişi, yazıyı kalem yazdı sanır!”
“Dün akıllıydım, dünyayı değiştirmek istedim; Bugün ise bilgeyim, kendimi değiştirdim.”
“Ey haşmetli sevgilinin dostları! Sabah akşam içtiğim gönlümün kanıdır.”
“Senin bana cefa etmen savaş günündeki nay ve cengin sadası gibidir.”
“O güle aşık, halbuki gül kendisi. O ruha aşık, ruh ise onun aynasıdır.”
“Şükürsüz ve şikayetsiz feryat eyleyince yedi semaya gürültü yayılır.”
“Gerçekte dil, taş ve demir gibidir. Onlar gibi harekete getirilince ateş saçar.”
“Tatlı sözlü olmak istersen helvaya hırs duyma, sabret.”
“Sabır nimeti ariflerin yemeğidir. Helva ise çocukların arzuladığı şey.”
“Konuşmak için önce dinlemek şarttır. Söze kulak yolu bağlıdır.”
“İlim ve hikmet, aşk ve merhamet helal lokma ile olur.”
“Bir lokmadan haset, hile, tuzak, gaflet ve cehil meydana geliyorsa o haram olduğundandır.”
“Lokma tohum gibidir, meyvesi fikirleridir. Lokma derya gibidir, incisi düşüncelerdir.”
“Dilin söylediği söz, yaydan fırlayan oka benzer.”
“Görüş, şüphesiz gözün bir fer’idir. Öyleyse insan, göz bebeğinden başka bir şey değildir.”
“Ey dil! Sen hem tükenmez bir hazine hem de devasız bir dertsin.”
“Ey dil! Hem kuşlar için hile ıslığısın hem de ayrılık derdinin dostusun.”
“Ey dil! İnsanın, hem zulmet ve küfranısın hem de dostların rehber ve delilisin.”
“Zalimlerin zulmü, karanlık bir kuyudur.”
“İnsan bedenine karşı da ruhuna karşı da zalimdir.”
“Şimdi kurtların dolaştığı devirdir. Yusuf kuyunun dibinde, şimdi Kıptilerin nöbeti. Firavun da padişah olmuş.”
“Adalet nedir? Bir şeyi layık olduğu yere koymak. Zulüm nedir? Layık olmadığı yere koymak.”
“Köpek kocadı da dişleri döküldü mü insanlara saldırmayı bırakır, pisliğe gübreye saldırır.”
“Canı inciten kişinin, bu canı incitmenin Hakk’ı incitme olduğundan haberi yoktur. Bilmiyor ki bu küpün suyu ırmak suyu ile birleşmiştir.”
“Adalet nedir? Ağaca su vermek. Zulüm nedir? Dikeni sulamak. Adalet bir nimeti yerine koymaktır, her su isteyen tohumu sulamak değil. Zulüm nedir? Bir şeyi yerinde kullanmamak, layık olmayan yere koymak. Bu da ancak belaya kaynak olur.”
“Ben iyiyle, kötüyle kavga etmem; kavga ile işim yok! Savaşmak şöyle dursun, gönlüm barışlardan bile ürkmekte.”
“Hilm kılıcı, demir kılıçtan daha keskin, hatta yüzlerce ordudan daha galip, daha üstündür.”
“İnsanların savaşı, çocukların kavgasına benzer. Hepsi de anlamsız ve saçmadır.”
“Zafer için yardımcısı Allah olmayan kişiye tavşan bile aslan gibi görünür.”
“Asker nerede bir bozguna uğrarsa, iki üç karı tabiatlı adamın yüzünden uğrar. O, erkek gibi silahlanıp savaş safına girer. Diğerleri de işte tam dost, diye ona güvenirler. Fakat savaş zahmetini gördü mü yüz çevirir. Onun kaçışı senin manevi kuvvetini de kırar.”
“Düşmanlığa kalkışacaksan düşmanlık edeceğin birisiyle savaş ki, onun esir edebilmek mümkün olsun.”
“Delinin elinden silahı al da adalet ve sulh senden razı olsun. Fakat elinde silahı olur, aklı da bulunmazsa bağla elini; yoksa yüzlerce zarara yol açar. Cihad, delinin elindeki kılıçları alsınlar diye Müminlere farz kılınmıştır.”
“Bir hayalden ürküp, hayal gibi kaçan her yufka yüreklinin işi değildir savaş. Savaş Türklerin işidir, kızların işi değildir. Kızların yeri evidir, var git evinde otur.”
“Şu aleme dikkatli bakarsan görürsün ki, baştan başa savaştan ibarettir. Zerre zerre ile adeta dinin kafirlerle savaşması gibi savaşır durur.”
“Kendindeki şu müthiş savaşa bak. Başkalarının savaşı ile ne meşgul olup durursun?”
“Kibir ve kafirlik, o yolu o kadar bağlamıştır ki kibir ve küfür sahibi açıkça ah edemez bile.”
“Nice kafirler vardır ki din sevdasındadırlar. Fakat namus, kibir, şu bu; onların maniaları halleridir. Bu, gizli bir bağdır, ama demirden beter. Demir bağı ancak balta kırar.”
“Kibrin ve kinin başlangıcı şehvetten (zenginliğe, dünyevi isteklere duyulan aşırı sevgiden) dir.”
“Kibir, hırs, şehvet kokusu, söz söylerken soğan gibi kokar.”
“Böbürlenerek başlar kıran kişiye ne Allah’ın merhameti nasip olur, ne halkın.”
“Kibirlenme, aşağılık adamlara karşı olursa güzeldir, iyidir. Fakat kendine gel, tersine hareket etme; bu senin yolunu bağlar.”
“Kendini alçak gören kişi ne mutludur. Dağ gibi kendini üstün gören kişinin vay haline! Şunu iyi bil ki bu kibir, ululanma, kendini herkesten üstün görme hali, öldürücü bir zehirdir. Ahmaklar bu zehirli şarabı içerek sarhoş olurlar.”
“Ululuk Yüce Hakk’ın elbisesidir. Kim onu giymeye kalkışırsa vebale girer.”
“Hırs ve tamah, insanı kör ve sağır eder.”
“Hırs ve tamah seni azdıran bir düşmandır.”
“Kötülük insana tamahtan gelir.”
“İnsanı zayıflatan, alçaltan, sararıp solduran tamahtır.”
“Gözün, aklın ve kulağın saf olmasını istiyorsan tamah perdesini yırt.”
“Ayna bir şeye tamah etseydi, bizim gibi münafık olur, her şeyi olduğu gibi göstermezdi.”
“Terazinin mala tamahı olsaydı, tarttığını nasıl doğru tartardı?”
Hz. Mevlâna Celâleddîn-i Rûmî
Asıl adı Muhammed Celâleddin olan Mevlâna, 30 Eylül 1207’de Belh’te doğdu. Babası Bahâeddin Veled’in ailesiyle gerçekleştirdiği uzun göç yolculuğunun ardından Karaman’a, daha sonra 1228’de Konya’ya yerleşti.
Babasının vefatından sonra medresede dersler ve vaazlar verdi. 15 Kasım 1244’te Şems-i Tebrizî ile karşılaşması, hayatında önemli bir dönüm noktası oldu. 17 Aralık 1273’te Konya’da vefat etti.
Bu sayfadaki seçkide hem eserlerden aktarılan ifadeler hem de yıllardır internette Mevlâna’ya atfedilerek dolaşan sözler bulunabilir. Özgün eser, cilt, beyit veya güvenilir çeviri bilgisi kesinleşmeyen ifadeler “yaygın olarak Mevlâna’ya atfedilir” notuyla sunulur.
Mevlâna hakkında
Kısa cevaplar; Mevlâna’nın hayatı, eserleri, Şems-i Tebrizî, Şeb-i Arûs ve sözlerin kaynaklandırılması hakkında en çok merak edilen başlıkları bir araya getirir.
Mevlâna kimdir?
Mevlâna Celâleddîn-i Rûmî, 1207–1273 yılları arasında yaşamış âlim, mutasavvıf ve şairdir. Belh’te doğmuş, ailesiyle Anadolu’ya gelmiş ve hayatının önemli bölümünü Konya’da sürdürmüştür.
Mevlâna’nın başlıca eserleri nelerdir?
Mesnevî, Dîvân-ı Kebîr, Mektûbat, Fîhi Mâ Fîh ve Mecâlis-i Seb’a başlıca eserleri arasında yer alır.
Şems-i Tebrizî’nin yeri nedir?
Mevlâna, 15 Kasım 1244’te Şems-i Tebrizî ile karşılaştı. Bu buluşma, hayatındaki ve tasavvufî dünyasındaki önemli dönüm noktalarından biri olarak aktarılır.
Şeb-i Arûs ne demektir?
Şeb-i Arûs “düğün gecesi” anlamına gelir ve Hz. Mevlâna’nın vefat ettiği 17 Aralık için kullanılan ifadedir.
Mevlâna sözleri hangi konuları işler?
Bu arşivde Mevlâna’ya atfedilen sözler aşk, gönül, sabır ve umut, insanlık, hayat, adalet, savaş ve barış, kibir, tamah ve hikmet gibi temalar altında toplanmıştır. Üstteki arama alanından istediğiniz kelimeyi yazarak sözleri doğrudan filtreleyebilirsiniz.
Mesnevî nedir?
Mesnevî, Mevlâna’nın en tanınmış eserlerinden biridir. Tasavvufî düşünceleri, insanın manevi yolculuğunu, ahlâkı ve hayatı hikâyeler, örnekler ve açıklamalar üzerinden ele alan kapsamlı bir eserdir.
Mevlâna’nın sözleri hangi eserlerde bulunur?
Mevlâna’nın düşünce ve ifadeleri başta Mesnevî ve Dîvân-ı Kebîr olmak üzere Fîhi Mâ Fîh, Mektûbat ve Mecâlis-i Seb’a gibi eserlerinde yer alır. İnternette dolaşan her sözün bu eserlerde birebir karşılığı bulunmayabileceği için kaynak bilgisi kesin olmayan ifadeler bu sayfada “Mevlâna’ya atfedilen söz” şeklinde gösterilir.
Kısa Mevlâna sözlerini nasıl bulabilirim?
Sözler bölümündeki “Kısa” kategorisini seçebilir veya arama kutusuna istediğiniz kelimeyi yazabilirsiniz. Arama sistemi sayfadaki tüm sözleri aynı anda tarar ve eşleşen sonuçları gösterir.
Bu sayfadaki bütün sözler kesin olarak Mevlâna’ya mı aittir?
Hayır. İnternette yıllardır Mevlâna’ya atfedilen bazı ifadelerin özgün eser, cilt, beyit veya güvenilir çeviri karşılığı kesin olarak tespit edilemeyebilir. Bu nedenle sayfada kaynak bilgisi kesin olmayan ifadeler açıkça “Mevlâna’ya atfedilen söz” olarak belirtilir.
Hz. Mevlâna Celâleddîn-i Rûmî
İlim, irfan ve tasavvuf geleneğinin 13. yüzyıldaki en etkili isimlerinden biri.
Asıl adı Muhammed Celâleddin olan Hz. Mevlâna, 30 Eylül 1207’de bugün Afganistan sınırları içinde bulunan Belh’te doğdu. Babası Sultânü’l-Ulemâ unvanıyla anılan Bahâeddin Veled, annesi Mümine Hatun’dur.
Ailesi Belh’ten ayrıldıktan sonra Nişabur, Bağdat, Mekke, Şam ve Anadolu’nun çeşitli şehirlerinden geçen uzun bir yolculuğun ardından 1222’de Lârende’ye (Karaman), 3 Mayıs 1228’de ise Konya’ya yerleşti.
İlim yolculuğu
Babası Bahâeddin Veled’in 1231’de vefatının ardından onun yerine geçen Mevlâna, Konya’da medresede uzun yıllar dersler ve vaazlar verdi. Resmî biyografide ders ve sohbetlerine farklı din mensuplarının da zaman zaman katıldığı belirtilir.
Şems-i Tebrizî
15 Kasım 1244’te Şems-i Tebrizî ile karşılaşması, Mevlâna’nın hayatının en çok anılan dönüm noktalarından biridir. Bu yakınlık onun tasavvufî ve edebî dünyasında derin izler bıraktı.
Vuslat ve Şeb-i Arûs
Hz. Mevlâna 17 Aralık 1273’te Konya’da vefat etti. “Şeb-i Arûs”, “düğün gecesi” anlamına gelir ve vefat ettiği gün için kullanılan isimdir. Konya’daki türbesi bugün Mevlâna Müzesi’nin merkezindedir.
Başlıca eserleri
Mevlâna’nın ilim, tasavvuf, ahlâk ve manevi hayat üzerine düşüncelerini taşıyan başlıca eserleri arasında Mesnevî, Dîvân-ı Kebîr, Mektûbat, Fîhi Mâ Fîh ve Mecâlis-i Seb’a yer alır. Mesnevî öğretici hikâyeler ve tasavvufî açıklamalarla; Dîvân-ı Kebîr ise şiirleriyle öne çıkar. Fîhi Mâ Fîh sohbetlerini, Mektûbat mektuplarını, Mecâlis-i Seb’a ise vaaz ve meclislerini bir araya getirir.