EdebiyatKişisel Gelişim YazılarıYaşam

Kendinin Farkında Mısın/Öz-farkındalık

Çoğu zaman kameraları kendimize çevirmek yerine başkalarına çeviririz.Nedense diğerlerini suçlamak yada takdir etmek bize daha kolay gelir.Kendimizi görebilmek kavramı sadece aynalar sayesinde olur diye mi bunu yapıyoruz.Bir kişinin kendini fark etmesi aslında kendi kameralarını dışarıdan kendine doğru çevirmesiyle başlar.Kendine ve dışarıdakilere yapabildiğin en basit şeylerden birisi suçlamaktır.Bunu kendine neden bu şekilde yaptım,yaptığınız işlerin sonunda kendini nasıl hissedeceksiniz.Sizlerle bugün kişisel gelişimin önemli konularından biri olan öz-farkındalık ile ilgili bir yazı aktardık.Öz-farkındalık ile ilgili yazımızı okuduktan sonra paylaştığımız videoları izleyebilirsiniz.Diğer kişisel gelişim yazılarımızı hikayelerimizi okumak için web sitemiz 3M Akademi’yi ziyaret edin.

Öz-Farkındalık Nedir?

Bu yazıyla birlikte, psikolojide “kendilik” kavramının incelendiği “öz serisi”ne başlıyorum. Başına “öz” ya da uluslararası literatürde “self” getirerek oluşturduğumuz eylemler var. Bunlardan ilk akla gelenler; self-awareness/öz-farkındalık; self-esteem/özsaygı, self-confidence/özgüven…

Bu terimleri genellikle kişisel gelişim kitaplarıyla özdeşleştirmeye başlasak da başından söyleyeyim, şimdi hep beraber kendimizi tanıyıp en pozitif halimizi sergilemeye hazırlanmıyoruz. Konumuz o değil.

Çoğunlukla sosyal psikologların alanına giren bu terimleri, profesyoneller de dahil, çoğunlukla birbirine karıştırarak günlük hayatta bolca kullanıyoruz. O yüzden bu konuda yapılan bilimsel çalışmalardan da referans alarak, kendilik ve ilgili kavramları böyle bir yazı dizisinde derlemek istedim. İlk yazıda, hepsinin başlangıcı olan “öz-farkındalık” ile başlayalım.

Farkındalık kavramı bugünlerde özellikle “mindfullness” ı da aynı şekilde çevirdiğimiz için revaçta. Fakat burada bahsettiğimiz farkındalığın tam olarak aynı olmadığını bilmek gerek. Öz-farkındalık dediğimiz şey, kişinin bilincini kendine yöneltmesi, daha basit haliyle, yani tam olarak kelime anlamıyla kendini fark etme hali.

Kısa bir öz-farkındalık egzersizi yapacak olursak:

Bir anlığına durun ve “Şu an ne hissediyorum, nasıl bir moddayım?” diye düşünün.

Bunu yaptıysanız, yaparken deneyimlediğiniz şey basit bir öz-farkındalık hali.

O halde, öz-farkındalık, “kendi olabilmek” denen şeyin aslında ilk adımı. Çünkü “kendi” olmak, bunu fark etmekle başlıyor. Fakat ne yazık ki otomatik olarak işlemiyor bu süreç. Beynin diğer bilişsel aktivitelerden öz-farkındalığa vakit ayırabilmesi gerekiyor.

Şöyle ki, önünüze hemen çözmeniz gereken 20 tane matematik problemi konursa, bunları çözerken “Acaba şuan matematik bana ne hissetiriyor?” diyen frontal lob bölgeniz aktive olmayabilir.

Akılda tutmak, problem çözmek gibi düşünsel efor sarf etmenin gerekli olduğu anlarda öz-farkındalık düğmesi kapatılıyor. Düşününce bu çok da garip gelmiyor. Çünkü evrimsel gözle baktığımızda, tehlike anında “nasıl kaçsam, ne tepki versem” diye düşünürken bir de üstüne “bu durum bana neler hissettiriyor?” diye düşünmek pek akıl karı olmayabilir.

Fakat matematik problemi deneyini günlük hayatımıza uyarlarsak, karşımıza şöyle bir sorun çıkıyor: Hayatımızda ne kadar sık-hızlı-zor sorun çıkarsa, anlık tepkilerimiz de o kadar hızlı, öz-farkındalığa vakit ayrılmamış, ham şekliyle sunulmuş tepkiler oluyor.

Yani performans ve zaman kaygısıyla yapılan işlerde alınan kararlar; hislerden uzak, kişisel ve toplumsal değer süzgecinden geçememiş oluyor.

Bir bakıma, öz-farkındalık azaldıkça, insancıllığımız da azalıyor.

Burayla ilgili şuan, herkesin aklına kendi yaşantılarıyla ilgili örnekler geliyor olabilir. Neler geliyor akla?

Öz farkındalık, beyinde korteksimizin ön bölgesinde, frontal lobda belli bir alanla bağdaştırılıyor. Burada öz-farkındalıkla ilgili olduğu anlaşılan nöronlardan diğer bölgelere göre çok daha fazla sayıda var. Bu bölgedeki bahsedilen nöronlar, çocuklarda 18 aylıkken çok hızlı bir şekilde artıyor. Kırmızı burun deneyi de bu nörolojik verilerle örtüşüyor.

Örneğin, 12 aylık bir çocuğun burnunu kırmızıya boyadık ve aynanın karşısına geçirdik. Bu çocuk tepki vermeyebilir ve aynadaki görüntüyü başka bir çocuk olarak algılayabilir. Çoğunlukla 9–12 ay arası çocuklar aynaya bakınca gördüklerini kendileri gibi algılamazlar. Bunu nasıl biliyoruz? Aynı deneyi daha büyük bir çocuğa yaptığınızda, 18 aylık civarlarında (tam da bahsedilen beyin bölgesinin geliştiği dönemde) çocuk burnundaki kırmızılığa tepki verir. Aynada bunu gördükten sonra “kendi” burnunu eller her şey yolunda mı diye. Bu bilgiler sayesinde öz-farkındalığın ilk gelişimi hakkında fikir sahibi olabiliyoruz.

Korteksinde bu bölgenin geliştiği bilinen diğer canlılar; primatlar ve bazı yunus ve balina türleri. Bu hayvanların benlik kavramı ile ilgili henüz çok fazla şey bilmiyoruz. Ama şimdilik bu bilgiye dayanarak onların da “kendilerinin” farkında olduğunu söyleyebiliriz.

kaynak :https://medium.com/t%C3%BCrkiye/%C3%B6z-serisi-1-%C3%B6z-fark%C4%B1ndal%C4%B1k-giri%C5%9F-1d8c48b4a328

1 Yorum
  1. Videolarla da desteklenen gayet bilgilendirici bir yazı olmuş. Eline emeğine sağlık.

    Bir cevap bırak

    × Whatsapp İletişim
    Şifreyi yenile